BİNGÖL UMUT KERVANI DERNEĞİ

Ana Menu

Ziyaretçi Defteri

TARİH : 2013-10-29 -- 11:13:07 tarihinde Hatip ÜÇGÜL tarafından gönderildi...
Ülke : Türkiye
Şehir : Bingöl
Siteniz Hayırlı olsun Sizin Muhtaçlara merhamet Ettiğiniz gibi Rabbimde size Merhamet etsin inşaAllah
Yeni Mesaj Ekle | Mesajları oku

Gıda Paketi

Sayaç

Sayac
Tekil (Bugün) 8098
Toplam 4412590
En Fazla 180763
Ortalama 1737
Bugün Üye Olan 0


 

.: Yazarlar :.
İSAR

- 31/01/2012 - 15:52
Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Ken
Yeni Sayfa 3

ÎSÂR: sözlükte Â.S.R kelimesinin masdarı olup; seçmek, üstün tutmak ve ikram etmek manalarına gelmektedir. ıstılahta ise, kişinin başkasını kendi nefsine tercih etmesidir. Aslında bu yüce haslet, aziz İslam dininin insanlığa ve Müminlere bahşettiği bir haslet ve özelliktir. Allahu Teâlâ bu hasleti “Ensar” olma şerefine nail olan sahabelerin (radiyallahu anhüm ecmein) üzerinden bize ulaştırmış ve bu konuda onları bize ve tüm insanlara üstad yapmıştır. Daha sonra “Ensar” ve “Muhacirler”le birlikte diğer Müminler de bu haslete sahip çıkmış ve tüm insanlık âlemine örnek olmaya devam etmişlerdir. Öyle ki hayatlarının tabii ve ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Allahu Teâlâ buyuruyor: “Ona (mala ve yiyeceğe) olan sevgilerine rağmen; fakire, yetime ve esire yedirirler. (Yedirdiklerine derler ki; “Biz size, ancak Allah’ın yüzü(rızası) için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık ne bir teşekkür beklemeyiz ve istemeyiz.” (İnsan/Dehr: 8-9) Görüldüğü gibi birinci ayet-i kerimede geçen ‘tercih ederler’ ve ikinci ayet-i kerimede geçen ‘yedirirler’ ifadeleri ve Arapça asıllarının ifade ettikleri mana bunun adet hale getirildiğini gösteriyor. Zira getirdiği din uğrunda, hatta zatının selameti uğrunda canlarını ve her şeylerini seve seve kurban etmekten çekinmedikleri kâinatın Efendisinden salallahu aleyhi ve sellem’de bunu öğrenmişti Sahabe-i Kiram (radiyallahu Teâlâ anhüm) Sehl bin Sa’d es-Saidi (radiyallahu anh) anlatıyor: “Bir kadın Hz. Resulullah aleyhi's-salatu ve's-selama dokunmuş bir elbise, (kumaş) getirerek şöyle dedi: ‘Bu elbiseyi Sana giydirmek için ben kendi elimle ördüm, dokudum.’ Hz. Peygamber aleyhi's-salatu ve's-selam da onu aldı. Zaten ihtiyacı da vardı. Yanımıza geldiğinde onu izar olarak giymişti. Bir kişi dedi ki; ‘Onu bana giydir. Ne de güzeldir.’ Efendimiz Aleyhissalatu vesselam ‘Tabi olur.’ dedi ve mecliste oturdu. Sonra (evine) döndü ve o elbiseyi katlayıp isteyen kişiye gönderdi.
Evet, “

Îsâr” yüksek ahlakın ve cömertliğin en yüksek tabakası ve zirvesidir. Îsar’ın olmadığı yerde; insanlar arasında güven ve emniyeti yok edip toplumları birbirine düşüren ve parçalayan; bencillik, cimrilik, kıskançlık, kin, düşmanlık, kopukluk ve bencilliğin bir çeşidi olan ilgisizlik vardır. Îsârın olduğu yerde ise, yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi, samimiyet, dostluk, sevgi, saygı, fedakârlık, birlik, beraberlik ve bağlılık vardır; birbiri ile kenetlenmiş güçlü bir toplum vardır.
Yukarıdaki ayet-i kerime İsar’

ın birinci derecesine değinirken “Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.”(İnsan: 8) ayet-i kerimesi ise İsar’ın daha bir üst derecesine işaret ediyor. Zira yukarıdaki ayet-i kerimede bir topluluk bağlantısı söz konusu. Ensar ve Muhacir arasındaki yüksek kardeşlik bağı söz konusu, bu bağ bu yüksek fedakârlığı yapmalarında büyük pay sahibidir denilebilir. Ancak İnsan Suresindeki ayet-i kerime ise sosyal hiçbir bağdan söz etmiyor. Hiçbir kayıt burada söz konusu değil. Onları bu büyük ve ulvi fiile sevk eden tek bir unsur var o da yücelmiş gönüllerinin en derinliklerine kadar işlemiş olan Allah (vechi) rızasına talip olma duygusu. Nitekim sonraki ayet-i kerimede; “Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz; biz sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.” (İnsan: 9) diyerek sahip oldukları yüce ruha temas ediyor. İbrahim Ethem hazretlerinin Şekik-i Belhi’ye bulundukları hali sorup; “Biz bulduğumuzda şükrederiz, bulmadığımızda da sabrederiz.” Cevabını alması üzerine verdiği; “Bunu Horasan’ın köpekleri yapıyor. Onlar da bulduklarında şükrederler bulmadıklarında da mecburen sabrederler. Oysa biz bulduğumuzda dağıtırız, bulmadığımızda da şükrederiz.” Cevabı sanki yukarıdaki ayet-i kerimeyi tefsir için söylenmiş bir sözdür. Evet, İsar’ın ulvi makamlarında seyrü süluk eden Müslümanlar bulduklarında ihtiyaç sahiplerine dağıtırlar, bulmadıklarında da Allah onları böyle bir mesuliyetin altına sokmadığı için şükrederler.
Ayet-i kerimelerde değinilmemiş ama

İsar’ın bundan bir üst derecesi olduğu da biliniyor. Hz. Ebubekir’in; “Ya Rabbi! Cehennemde bedenimi o kadar büyüt ki mümin kardeşlerime yer kalmasın” Sözünde kendisini ifade eden ve Üstad Bediüzzaman’ın; “Ben kardeşimin imanının kurtuluşu için iki dünyamı da feda etmeye hazırım. Tek bir dünyasını eline alan karşıma çıksın.” Sözünde muşahhas olan, kardeşinin dünya ahiret kurtuluşu için ahiretini bile feda edip gözünden çıkarma makamı… Bu izah edilir bir makam değil. Bu makamdan sadece ve sadece bu makamda olanlar haberdardır. Bizim bunu ne algılamamız ne de izah etmemiz mümkün değildir.
Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam, Medine’ye hicret edince daha yoldayken Cuma Mescidinde ilk irat ettiği cuma hutbesinde ashabına bu hedefi göstermiş ve Medine’de kuracağı İslam toplumunun yükünü kaldırmak için Müslümanları sorumluluk almaya, infaka ve fedakârlığa çağırarak şu yönlendirmede bulunmuştur: “Ey insanlar! Kendiniz için ahiret azığı hazırlayın ve onu kendinizden önce gönderiniz! Muhakkak ki, bir gün ölecek ve dünyada her şeyinizi geride bırakacaksınız. Sonra Âlemlerin Rabbi, arada bir tercüman ve perde bulunmaksızın sizden her birinize: Sana Benim Resulüm gelip, emirlerimi tebliğ etmedi mi? Ben sana mal verdim, ihsanda bulundum... Sen bu nimetlerden kendine ahiret payı ayırdın mı? diye soracak... O da sağına bakacak, soluna bakacak, hiçbir şey göremeyecek… Sonra önüne bakacak cehennemden başkasını görmeyecek! Öyle ise yarım hurma ile de olsa, cehennemden kendisini korumaya gücü yeten hemen o hayrı işlesin. Onu bulamayan da güzel bir sözle kendini korumaya çalışsın.”
Bir gün ashaptan bir grup Mescitte oturmuş, Rasulüllâh(s.a.v)'ın feyizli sohbetini dinlemekteydiler. Peygamberimiz sallâllâhu aleyhi ve sellem, bir ara şu ayeti kerimeyi okudu: "Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe asla "birr"e (yani hayrın kemaline) eremezsiniz! Her ne infak ederseniz, Allah(cc) onu hakkıyla bilir." (Âli İmran, 92) İşte o sırada derin bir vecd ile Rasûlullâh’

ı dinleyen bir sahabi birden ayağa kalktı. Yüzünde ilâhî nur parlayan bu sahâbi Ebû Talha idi. Ebû Talha’nın Mescidi Saadet’e yakın, içinde altı yüz hurma ağacı bulunan kıymetli bir bahçesi vardı ve burayı pek severdi. Sık sık davet ettiği Rasûlullâh'a ikramla da bahçesini bereketlendirirdi. Ebû Talha: "Ya Rasûlellâh! Benim servetim içinde en kıymetli ve bana en sevimli olan, işte şu şehrin içindeki sizin de bildiğiniz bahçemdir. Şu andan itibaren Allah(cc) rızası için onu Allah(cc)’ın Resulüne bırakıyorum. İstediğiniz gibi tasarruf eder, dilediğiniz fakire verebilirsiniz" dedi.
Aziz İslam davası îsar ehlinin omuzlarında yüksele gelmiştir hep. Fedakâr Müslümanlar da diyebiliriz bunlara. Çünkü hiçbir dava, sıradan normal çalışmalarla yükselemez, mutlaka fazladan fedakârlık ister. Maddi anlamda başkalarını kendimize tercih etme meselesi, yani îsar, zannedildiğinden çok faziletli bir eylemdir. Ne zekât vermeye benzer, ne tasaddukta bulunmaya benzer. Çünkü zekât ve sadaka demek, zengin bir Müslüman’

ın malının belirli bir miktarını muhtaçlara vermesi demektir. Hâlbuki “isar, zenginlik söz konusu olmadığı gibi, öyle kırkta bir gibi küçük bir miktar da değildir. Yerine göre malının tamamını veya büyük bir kısmını vermektir, velev ki kendisi zaruret içerisinde yüzüyor olsa bile. Bir de, bu güzel eylemi durmadan tekrarlayanları düşünelim, yani hep başka Müslümanlar için koşuşturup çırpınanları, İslam davasının izzeti için sahip oldukları her şeyi getirip orta yere koyanları, bu uğurda harcayanları. Zaten İslam Davası bugün belirli bir seviyeye gelmişse, elbette bu şekilde îsar ahlakına sahip olanların sayesinde gelmiştir. Îsar, yani başkalarını kendimize tercih etme ahlakı denilince aklımıza sadece can ve mal konusu gelmemelidir. Vakit de bugün çok önemli bir değerdir. İslam Davası için vaktini verme, kendisini diğer Müslümanlara feda etme konusunda vaktini ayırıp harcama konusu da bazen maddeden daha öne geçmektedir. İyice dikkat ederseniz, bugün ömrünü, yani vaktinin tamamını İslam Davası uğruna adayanlar, full time İslam’a çalışanlar, İslam’a çok daha fazla katkıda bulunmaktadırlar. Görüyoruz, çoğu zaman madde bulunduğu halde, bu uğurda mesai harcayacak Müslümanlara çok daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.
“Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar felah bulanların ta kendileridirler!” (Haşr: 9) Rabbim

Îsârla muteessi olanlardan eylesin! Âmin!...


1425 Kere Okundu

 

 

YORUMLAR

YAZARIN DİĞER YAZILARI

8 06/04/2012 - 20:49 Emri'l-Ma’ruf Nehy-İ Anil Mün’ker
8 04/03/2012 - 11:39 Tövbe ve istiğfar
8 25/02/2012 - 16:33 Çevremizle Diyaloğumuz
8 31/01/2012 - 15:52 İSAR
8 11/01/2012 - 15:12 Çocuklarımıza Sahip Olma Davası
 
 

Yazarlar

Son Video

Merhamet Eli'nden yüzlerce muhtaç aileye yardım
Tarih : 17/03/2015
Gösterim : 2247
Ekleyen  : admin

 

 

 

Namaz Vakitleri

 

Contraindicaciones del Viagra Cialis Original Los pastillas para la ereccion Zyban generico Viagra Generico Viagra Soft Lida par Prueba Levitra Generico Lida Te Xenical Generico LIDA Daidaihua Lovegra Kamagra Fizzy Cialis Generico Levitra Original Viagra Originale Cialis Generico Viagra Original LIDA Daidaihua Levitra Original Contraindicaciones del Cialis Viagra Original Priligy Generico Dapoxetina Zyban Zyban Super Kamagra Cialis Soft Viagra Generico Apcalis Oral Jelly Comprar Viagra Kamagra Oral Jelly Viagra Kamagra 100mg Levitra Generico Lida cafe Viagra Generico Viagra Generico